ERGENLİK VE ERGENLİK ÇAĞI PSİKOLOJİSİ
Ergenliğin Tanımı: Ergenlik çocuklukla yetişkinlik arasında kalan bir ara dönemdir. Ergenlik dönemi duygusal oluşumların, zihinsel değişimlerin, fiziksel olgunluğun bir bileşimidir. Bu dönemde olanlar heyecanlandırıcı ve canlandırıcı, aynı zamanda da ürkütücü ve karıştırıcıdır. Ergenlik belirli yaşlarla sınırlı olmayan bir dönemdir. Bunun yanı sıra ergenlik kelimesinin yerine gençlikte kullanılmaktadır. Ergenlik; buluğ çağına erme sebebi ile biyo-psikolojik bakımdan çocukluğun sonu ile toplum hayatında sorumluluk alma dönemi olan çocukluk ve gençlik arasında kalan 12-24 yaşları arasındaki gruptur.
Ergenliğin yaş sınırları oldukça geniş tutulmaya çalışılmıştır, bunun sebebi bireysel ayrılıklardır. Sağlık ve bedensel yönden koşullar iyileştikçe ergenlik yıllarının başlangıcı olarak kabul edilen erinlik daha küçük yaşlarda ortaya çıkmaktadır.. Ergenin somut yapısı ile ilgili olarak en önemli gelişmeler boy ve ağırlık artışı, iskelet ve kas gelişimi, iç salgı sistemindeki gelişme ve çeşitli organlarda görülen büyümelerdi. Ergenlik dönemi insan gelişimindeki en hızlı büyüme evresinden birini oluşturmaktadır.
Erkekte ses değişir ve kalınlaşır. Kızda göğüsler gelişir ve gövdede belirli bölgelerde yağlanmalar görülür. Ergenlik değişikleri kızlarda genellikle 1-2 yıl önce başlar ve biter. Ergen , biyolojik gelişim döneminde, hormon dengesinde bir takım değişikler yaşamakta ve buna bağlı olarak da farklı duygu ve davranışlar oluşmaktadır. Örneğin; karşı cinsten hoşlanma, çabuk sinirlenme, hırçınlık…
Bu dönemde dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider, yerine oldukça tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç gelir. Duyguları hızlı iniş çıkışlar gösterir. Çabuk sevinir, çabuk öfkelenir, olur olmaz şeyleri sorun yapar, tepkileri önceden kestirilemez olur. Derslere ilgisi azalmış olur, çalışma düzeni bozulmuştur, istekleri artmıştır. Kendine tanınan hakları yersiz bulur. Evdeki kuralların ağırlığından ve sıklığından yakınır. Ana-babanın uyarılarına birden tepki gösterir, inatçıdır. Evde pek durmak istemez dağınıktır, savruktur, gürültülü müzikten, yalnız kalmaktan ve gizlilikten hoşlanır. Bunun yanı sıra akran gruplarına yönelim başlar. Çoğunlukla arkadaşlarıyla birlikte olmak ister. Ergen için bir gruba ait olmak önem taşır. Grubun norm ve değerlerine uyum sağlar. Kişiliğin geliştiği dönemler ”Ben kimim? Neyim? Ne yapmak istiyorum?” sorularına yanıt arar.
Ergenin benliği yalnızca yaşı ilerleyip boyunun uzaması nedeniyle olgunlaşmaz. Olgunluk,bazı belirli kişiler arası deneyimler ve eğitsel sonuçlar ya da başarılar sonucunda gelişmektedir. Büyümenin değişik evrelerinde başarması gereken belirgin görevler ergenlik dönemi içinde geçerlidir. O görevlerin başarılı bir şekilde tamamlanması bireyi daha ileri düzeyde bir büyümeye hazırlar.
Ergen bir erkeği ve kızı bekleyen temel gelişim görevleri şunlardır:
_ Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkilerde başarılı olmak.
_ Erkek ve kadın toplumsal rolünü başarmak.
_ Fiziksel görünüşünü kabul etmek ve bedenini etkili bir şekilde kullanmak.
_ Ana babadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığını kazanmak.
_ Ekonomik bağımsızlık güvencesini kazanmak.
_ Bir meslek seçmek ve ona hazırlanmak.
_ Evlilik ve aile yaşamı için hazırlanmak.
_ Yurttaşlık yeterliliği için gerekli zihinsel becerileri ve kavramları geliştirmek.
_ Toplumsal olarak sorumlu davranışı istemek ve yerine getirmek.
_ Davranışa rehber olarak bir değerler takımı ve bir etik (ahlak) sistemi oluşturmak.
Bir anlamda bu on gelişim görevi,başarılı bir yetişkin yaşamı için gerekli olan öğrenmelerin ve başarıların ön şartı olmaktadır.
Benlik, bir kişinin bilinçli bir şekilde kendi varoluşu olarak adlandırabildiklerinin toplamıdır. Deneyimlerden çıkartılan düzenlenmiş bir bilişsel yapı (farkındalığımız) olarak değerlendirilebilir. Bunlar kendimizi bir varlık olarak nasıl değerlendirdiğimize ilişkin fikirlerdir.
Benlik saygısı, bireyin benliği beğenme ve değerli bulma derecesidir. Her birimiz “ben böyle bir kişiyim” tarafından yapılandırılmış belirli bir benlik imgesine sahibizdir. Benlik duygusu,yalnızca ideal olarak olmak istediğiyle değil, aynı zamanda diğer insanlarla olan etkileşimde kendi benliğini nasıl gördüğüyle de ilgilidir. Bu karşılaştırma,ergenlik yıllarında daha fazla enerji ve yoğunluk taşıdığı gibi ben merkezlilik çerçevesinde kendini gösterir.
Gerçekte benlik ergenlik döneminden önce gelişmeye başlar. Benliğin gelişiminde ana baba tutumları, yaşıtlarıyla ilişkileri etkide bulunur. Ana babalar farkında olmadan, ergenin bazen daha genç çocuk gibi bir benliği oynadığı ve bazen de daha olgun yetişkin gibi bir benliği kazanma arzuları arasındaki çatışmanın kurbanları olmaktadır. Bir dönem için bu hem ana baba hem de ergen için karışıklık yaratmaktadır. Ergen, genç ve yaşlı benliği arasında gidip geldikçe,ana babalar hangi benliğe tepkide bulunacakları konusunda kararsız kalmaktadır. Bunu yalnızca zaman halledebilir ve bilge yetişkinler ergenliğin yalnızca bir büyüme dönemi olmadığını, aynı zamanda dışa açılma dönemi olduğunu da bilirler.
Fiziksel gelişim ve bireyin büyüme hızı, benlik duygusunda güçlü bir etkiye sahiptir.
Düşük benlik saygısı, güven eksikliği veya değersizlik duyguları bir genci, okul başarısızlığı, devamsızlık veya ilaç kullanımı gibi kendini yenilgiye uğratıcı davranışlara götürebilir. Ana babalar ve eğitimciler bütün bu zarar verici davranışlarla ilgilenirken, sıklıkla altında yatan duygusal konuları göz ardı ederler. Ergenlerdeki depresyon, düşük benlik saygısı ve çaresizlikle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Her nasılsa depresyondaki ergenin bazen bunu tanımlaması zor olabilir, çünkü o, saldırgan ve dikkat çekici davranışlar gösterebilir ya da içine kapanabilir. Depresyonun ana öğesi bir süreden beri var olan değersizlik duygusudur. Kendini olumsuz bir yöne sevk edebilir, görünüşüne çok az ya da hiç önem vermeyebilir ve okulda problemler yaşayabilir. Kızgınlık patlamaları olabilir. Öğrenci okula gitmeyi reddedebilir, çünkü yetersizlik hisseder. Bütün bunlar düşük benlik değerinin yoğun bir şekilde yaşanmasına bağlı olabilir.
Düşük benlik saygısı, ana-baba ve okulun çabalarıyla değiştirilebilmektedir. Öğrencilerin cesaretlerinin kırılması yerine, riskleri göze alabilecekleri ve başarısızlıklarından öğrenebilecekleri şeklinde güven duyulmasına ihtiyaçları vardır. Başarı ya da başarısızlık çoğunlukla zeka düzeyinin yüksekliğinden çok benlik saygısı ile bağlantılıdır. Ana-baba ve öğretmenler, dereceler ya da notlara değil çabaya odaklanabilir ve destekleyici olabilirler. Gerçekliği cesaretlendirebilir ve çocuğun kızgınlığını görmezden gelebilirler. Cesareti kırılmış ve yetersizlik yaşayan birinin çevresindeki önemli kişilerden destek almadan okulda üretici olması çok zordur.
Çocuğunuz ergenliğin stresini yaşarken, onun benlik saygısının oluşmasına yardım etmenin yollarını bilmek gereklidir.
Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1- İyi,olumlu düşünceler,çalışmalar vb. için kredi verin. Belki bir ayrıcalık,bir ödül verilebilir ya da ödül sözcüğü söylenebilir.
2- Duygularına saygı gösterin ve onu yargılamaktan kaçının. Şikayetlerini,endişelerini veya ilgilerini dinleyin ve onları anlamaya çalışın.
3- Çocuğunuza sorumluluklar verin ve başaracağına ilişkin ona güvenin.
4- Birlikte zaman harcayın.
5- Ona ilginizi gösterin.
6- Ondan beklentinizde mantıklı olun.
7- Çocuğunuz,desteğinize gereksinim duyduğunda bunun için hazır olun.
8- Profesyonellere danışın ve çocuğunuz intihara yönelik ya da kendine zarar verici düşüncelerini açıklarsa yardım isteyin.
Gençlik yalnızca olumsuzlukların yaşandığı, toplandığı bir çağ değildir. Gençlik; tatlı hayallerin, tutkuların ve idealizmin filizlendiği, sıkı arkadaşlıkların, ilk sevgilerin yaşandığı dönemdir. Yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini ortaya koyma çabalarının yaşandığı dönemdir.
ERİNLİK DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ
Erinlik diğer gelişim dönemlerinden farklı özellikleri olan bir evredir. Bu özellikler bir daha yaşam boyu görülmezler.
En önemlileri şunlardır:
- Erinlik çakışan bir dönemdir: Erinlik çocukluğun sonlarına doğru başlar ve ergenlik yılarında devam eder. Çocuk cinsel olgunluk yaşına gelmeden birkaç yıl önce bir takım fiziksel ve davranışsal değişikler geçirmekte, ancak ergen sayılmamaktadır. Bu nedenle erinlik bir yandan çocukluk diğer yandan ergenlikle çakışan bir dönemdir.
- Erinlik kısa bir dönemdir: 2 yıldan 4 yıla kadar uzayabilir. Erkeklerde 4, kızlarda 3 yıla kadar sürmektedir.
- Erinlik hızlı bir değişme dönemidir: Erinlik, gerek fiziksel gerekse psikolojik değişikliklerin çok hızlı olduğu bir dönemdir. Bu hızlı değişme karmaşa , yetersizlik ve güvensizlik duygularına ve bir çok çocukta istenmeyen davranışlara yol açar.
- Erinlik bir olumsuzluk evresidir: Olumsuzluk, bireyin karşıt bir tutum içine girmesini yada daha önce geliştirdiği bazı iyi niteliklerin olumsuzlaşmasını açıklar. Bu karşı tutum, özellikle erinliğin başlarında çok belirgin ve yoğundur.
- Erinlik yaşı değişiktir: Erinlik yaşı çok küçük yaşlardan başlayarak 18-19 yaşlarına kadar herhangi bir yaşta yer alabilir. Ancak erinlik yaşı ortalama olarak kızlarda 13, erkeklerde 14 yaş olarak saptanmıştır.
Ergenlik dönemi, biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik kavramı, tanımı, gruplandırma ve yaş dilimleri içindeki yerinin saptanması açısından değişik toplumlarda ve dönemlerde değişik yaklaşımlarla ele alınmıştır. Sosyo ekonomik koşullar, sağlık, beslenme, iklim ergenliğin başlama yaşını etkiler. Ülkemizde kızlarda 10/12 erkeklerde ise 12/14 yaşlarında başlar.
ERİNLİK: Erinlik dönemi, cinsel organların olgunlaştıkları sırada oldukça kısa süren fizyolojik değişiklikler evresi olarak görülür. Erinlik döneminde cinsel organlardaki gelişme üreme fonksiyonuyla doğrudan ilgili olan temel cinsel özelliklerle, üreme fonksiyonuyla dolaylı ilgili olan ( tüylenme, göğüs ve kalçaların oluşumu… ) ikincil cinsel özellikler biçiminde özetlenebilir.
Ergenliğin bir bölümünü oluşturan bu evre, kızlarda 6 ayı biraz aşarken , erkeklerde 2 yıl, hatta daha da fazla sürebilir. Her ne kadar erinlik ergenliğin bir evresini oluşturmaktaysa da erinlik öncesi, erinlik ve ergenlik aşamalarını içeren uzun süreli bir dönemdir. Fizyolojik yönden ergenliğin, özellikle üreme organlarıyla ilgili salgı bezlerinin olgunlaşması sonucu işlevlerine başlamalarıyla tamamlandığı kabul edilir.
BEDENSEL GELİŞİM:
Ergenlik dönemi, insan gelişimindeki en hızlı büyüme evresinden birini oluşturur. Bu dönemdeki bedensel gelişim, duygusal, sosyal ve zihinsel olgunluklarının temelini oluşturmaktadır. Bir başka deyişle, ergenlik, biyolojik değişmeyle başlar ve bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişmeyle son bulur. Ergenlik beden yapısıyla ilgili olarak akla gelen en önemli gelişmeler, boy ve ağırlık artışıyla iskelet ve kas gelişimi, içsalgı sistemindeki gelişim ve çeşitli organlarda görülen büyümelerdir.
Ergenin cinsel açıdan olgunlaşmasıyla bedensel değişimleri ve kısa süreler içinde boy atarak büyümesi, hipofiz bezinin büyüme hormonu salgılaması sonucu gerçekleşir. Cinsel erinlik ise erkeklik hormonu olan androjen ve kadınlık hormonu olan östrojen ile gerçekleşir.
Boy uzaması ve ağırlık artışını gösteren grafik eğrisi incelendiğinde, gerek ergenliğin başlangıcı, gerekse hemen öncesinde hızlı bir gelişim görülür. Ağırlık ve boy gelişmeleri karşılaştırıldığında ağırlık artışı, boy uzamasına paralel bir gelişim izler. Erinlik öncesinde kızlar erkeklerden daha hafiftirler. Erinliğin başlangıcında kızların erkeklerden daha ağır olduğu görülür.
Çocukluk döneminde kaslar vücudun toplam ağırlığının %30 unu, olgunlaşma sonucu ise %63 ünü oluşturur. Ergenlik döneminde kemikler hacimce de büyüktürler.
Çocukluk dönemlerinde kız ve erkek arasında şekil açısından çok farklılıklar varken, ergenlik döneminde bu fark giderek artar. Erkek ergen şekli genellikle dümdüz uzanan bacaklar, dar kalça, geniş omuzlarla karakterize olurken, kızlarda , eğimli bacaklar, geniş kalçalar ve dar omuzlardır.
KİŞİLİK GELİŞİMİ:
Eskiden hep çocuk olarak algılanırken, şimdi kimi zaman çocuk, kimi zamanda yetişkin olarak nitelendirilmektedir.
Bu dönemde hem çocuğun kendisini ve dünyayı algılayışı hem de diğer insanların çocuğu algılayışı eskisi gibi değildir. Tüm bu etmenler çocuğu, bir kimlik aramaya doğru iter ve sonuçta çocuk ergenlik döneminden ya kimliğini kazanmış olarak ya da kimlik karmaşası ile çıkar. Kimlik bocalamasına yol açan etkenler 3 grupta toplanır.
1. Düşünce sistemindeki değişiklikler
2. cinsel rollerdeki değişiklik
3. meslek seçimine yönelme
DÜŞÜNCE SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER:
Ergenlik dönemiyle birlikte, ergende fiziksel açıdan olduğu kadar bilişsel açıdan ortaya çıkan değişiklikler de dikkati çekmeye başlar. Bilişsel gelişimde en son ulaşılan dönem soyut işlemler dönemidir. Bireylerin bu döneme erişme yaşları ergenlik dönemine girdiği yaşla çakışır.
Ergen için önemli olanın kendi düşünceleri ve kendisinin dünyayı algılayış biçimi olmasa da bu düşünce tarzının bir ürünü olarak ortaya çıkar. Ergen bu dönemde kendisini çok eleştirir. Kendisini çok eleştirdiği içinde herkes tarafından eleştirildiğini sanır. Sanki herkesin dikkati onun üzerindedir, herkes onun dış görünümüne çok önem verir. Ergen ben merkezci düşünce biçimi nedeniyle kendi inançlarının en doğru olduğunu sanmaktadır. Kendisini herkesten daha akıllı olarak görmektedir.
Ergenin kimliğini kazanması, bir yetişkin olabilmesi için bir yetişkin modele ihtiyacı vardır. Ancak anne-baba , öğretmen gibi yakın çevresindeki yetişkinler tarafından sürekli eleştiriliyorsa büyüklerin kendisini anlamadığını düşünür. Ergen eğer kendisine yakınlık gösteren , güvenen ve destek veren özdeşim modelleri ile karşılaşma şansına sahip olurlarsa, sağlıklı bir kimlik geliştirebilirlerdi. Aksi halde kimlik arayışı ya da kimlik karmaşası uzun yıllar devam edebilir.
CİNSEL ROLLERDEKİ DEĞİŞMELER
Ergenlik dönemine gelindiğinde, fiziksel olarak bedende erkek ve dişi özelliklerinin belirginleşmesi ile birlikte, kadın ya da erkek cinsel rollerinin benimsenerek, kimliğe dahil edilmesi işlemi hızlanır. Günümüzde gençler arasında cinsiyet rollerine yönelik kalıp yargıların yaygın olduğu görülmektedir. Bu duruma bağlı olarak ergenler, cinsiyetler arası bir farklılık olmadığını düşünmelerine karşın, kendi cinsiyetlerine has olan özelliklerden ayrılamamışlardır. Kendi cinsiyetini reddetmeden , her iki cinsiyetin özelliklerini potansiyelleri ölçüsünde güvenli bir biçimde taşıyan bireylere androjen bireyler denir. Androjen tipler kendi cinsel kimliğine ilişkin bir rol karmaşasına düşmeden , heriki cinse ait işleri de yapabilir. Örneğin bir kadın taksi şoförü olurken bir erkek ev şlerinde sorumluluk yüklenebilir. Androjen bireylerin daha güvenli ve kendilerine olan saygılarının daha yüksek olduğu savunulmaktadır. Aileler ve öğretmenler tarafından androjen davranışların teşvik edilmesi ergenin cinsiyet karmaşasına düşmesine engelleyecektir.
MESLEK SEÇİMİNE YÖNELME:
Gençlerin meslek seçimine doğru yönelmelerine lise yıllarına yani ergenlik dönemine rastlamaktadır. Meslek seçiminin yaklaşması kimlik duygusunu da tehdit etmeye başlar.Tüm yaşamı etkileyebilecek önemli bir kara vermenin gerginliği , verilen kararın uygunluk derecesine yönelik kuşkular ergeni bir bocalama ve kimlik karmaşası içine sokar ve ergen bu karmaşayı değişik ölçülerde yaşar.
Sonuç olarak, ergene kendisini tanıması ilgi ve yeteneklerini keşfetmesi, kendisine uygun mesleğe yönelmesinde yapılan rehberlik ve bunun yanı sıra ergenin kuşku ve korkularına duyarlı, anlayışlı bir yetişkin tutumu, mesleki karar verirken geçirilen karmaşanın sürecini azaltacaktır. Böylece kimlik duygusunun gelişimi önemli bir engelle karşılaşmadan devam edecektir. Öğrenciye yakın anlayışlı bir öğretmen ve aile tutumu ile genç bu süreci doğru karalarla atlatabilecektir.
ERGENLİK DÖNEMİNDE (12-18) FİZİKSEL GELİŞİM
Ergenlik dönemi buluğa ermekle başlar .Ön ergenlik dönemi hızlı bir fiziksel,bilişsel ve psikolojik gelişmenin olduğu görülür.Ergenlik ise ön ergenlik döneminde meydana gelen değişmelere uyum dönemidir.Son ergenlik dönemi de yetişkin sorumluluklarına,seçimlerine, Fırsatlarına geçiş dönemidir.
Buluğ dönemi cinsiyet salgı bezlerinin,aktif hale gelerek cinsiyet hormonu üretimiyle başlar.Bu hormonlar erkeklerde testesteron, kızlarda östrojen adını alır.Vücudun hemen hemen tüm organları bu değişiklikten etkilenir.
Ergenlik döneminin tüm aşamaları ve olayları bütün bireylerde aynı sırayı izlemekle birlikte zamanlaması bireyden bireye büyük farklılık gösterebilir.Ortalama olarak kızlar ,erkeklerden 1,5-2 yaş önce buluğa girerler ve ergenlik dönemi aşağı yukarı altı yıl sürer.Kızlar muhtemelen 11 yaş civarında buluğa girerken ,erkekler 13 yaş civarında buluğa girerler.
Kızların boy ortalaması ve ağırlık artışı 11 yaş dolayında kendini gösterir.15 yaşa doğru yavaşlar.Bu yaşlarda mensturuasyon meydana gelir.göğüsler büyür.Erkeklerde yumurtalar ve penisin gelişmesi 12,13 yaşlarında başlar,ortalama olarak boy sıçraması 14,15 yaşlarında görülür.burada ortalama yaşlar verilmekle birlikte buluğa girme ergenliği tamamlama yaşları büyük farklılıklar gösterebilir.
Hızlı fiziksel ve fizyolojik değişmeler ,vücut yapısında büyük farklılıklara neden olur.Önce el ve ayaklar büyür,sonra kollar ve bacaklar ,daha sonra da beden gelişir.Beden gelişimi sırasında kızlarda yağ dokusu,erkeklerde kas dokusu fazlalaşır.Ayrıca erkeklerin akciğer ve kalbinin kızlara göre daha büyük olduğu gözlenir.Bu nedenle kuvvet ,hız bakımından erkekler daha iyi etkinlik gösterirler.
Ergenin başetmesi gereken önemli sorunlarından biri ,vücudun bu hızlı değişimine uyum sağlamaktadır.
İskelet sisteminde meydana gelen hızlı değişme ,hızlı boy artışı ,vücudun çeşitli organlarında meydana gelen değişme ,ergenin vücut koordinasyonunu sağlayamamasına neden olur.Özellikle devimsel becerilerde bir acemilik gözlenebilir.Örneğin yemek tabağını tutarken düşürme , çay bardağını devirme ve benzeri davranışlar gözlenebilir.Ancak daha sonra , uyumun sağlanmasıyla zihin ve kas koordinasyonu düzelir.Vücut koordinasyonu yetişkinli düzeyine ulaşır. Özellikle çeşitli sporlarda , enstruman çalmada vb. başarılı hale gelir.
|
ERGENLİK DÖNEMİ GÖRÜLEN ÜREME SORUNLARI |
Tüylenme ve sivilcelenmeler
Ergenlik döneminde erkeklerin yakındıkları konuların başında ergenlik sivilceleri gelmektedir. Cilt bakımının kızlara özgü bir işlem olduğu gibi bir yanlış düşünüş yüzünden temizliklerine gerekli özeni göstermeyebilirler. Oysa insanın bedenine gösterdiği özen ve bakım kendisine duyduğu saygının da bir göstergesidir. Bu nedenle erkeklerde cilt temizliklerine ve bakımlarına özen gösterirlerse, kısa bir süre sonra geçecek olan sivilceli dönemlerini rahat ve sağlıklı atlatmış olurlar, bir güven kaybına uğramazlar.
Bedenlerindeki tüylerin çokluğu ya da azlığı erkeklik hormonunun çokluğu ya da azlığına bağlı değildir. Testesteron, tüylerin çıkmasını başlatan hormondur. Tüylerin çokluğu ya da azlığı ırk ve ailesel özelliklere bağlıdır.
Sakallar
Genellikle sakallar ergenliğin son dönemlerine kadar belirmez. Diğer bölgelerdeki tüylerin çıkış zamanı gibi sakalların çıkışı da ailesel ve ırksal özelliklere bağlıdır. Başlangıçta tüy şeklinde olan sakallar zamanla ve traş edilmeyle sertleşecektir.
Ses neden çatallanır ve çatlar?
Ergenlik döneminde ses telleri de bedenin diğer bölümleri gibi gelişir. Sesin tonu ses tellerinin uzunluğuna ve gırtlak yapısına bağlı olduğu için çatallanma ya da düzensizlik büyüme devresi süresince yaşanabilir. Bazı erkek çocuklarda bu çatallanma ve çatlamalar olmaksızın ses yapısı olgunlaşabilir.
Fiziksel – Motor Gelişimin Ergene Etkileri
Bu yaşlarda erken gelişen kız ve erkek çocuklar, ergenlik çağı gelişim özelliklerini göstermeye başlarlar. Bu, onlarda çok çeşitli fiziksel ve hormonal değişikliğe yol açabilir. Dış görünüşlerine önem vermeye başlarlar. Ayna karşısında geçirilen zamanlar artar, özellikle saçlara ekstra önem verilir. Kişisel temizlik, giysiler daha sonraları önem kazanır. Bu devredeki öz bakım, tam anlamıyla halk arasında “altı kaval, üstü şişane” şeklinde tanımlanan duruma uyumludur. Kız çocuklarında menstürasyon kanamaları başlayabilir ya da buna hazırlık olarak çeşitli kas spazmları yaşanabilir. Erkek çocuklarda ergenlik belirtileri daha geç ortaya çıkmakla birlikte, vücut hormonal olarak kendini adolesan döneme hazırlamaya başladığından, büyüme hızlanır. Kemiklerin hızlı büyümesinden kaynaklı eklem ağrıları görülebilir. Bu dönemde çocukların kendilerini nelerin beklediğini bilmelerinde yarar vardır. . Anne baba çok detaya kaçmadan, çocuklarına bunların doğal gelişimin bir parçası olduğunu anlatmaya başlamalıdır. Boy, kilo gibi fiziksel unsurlar önem kazanır ve bunlarla ilgili kaygılar yaşanabilir. Bu konulara gerekli ilgi gösterilmeli ve destek olunmalıdır. Örneğin uygun bir beslenme düzeni, basketbola yöneltme gibi somut çözümler düşünülebilir.
Bu gelişimlere bağlı olarak, cinsel farklılıklara, karşı cinse ve genelde sekse karşı ilgi ve soruları artar. Seksi “ayıp” olarak kabul edip, “tabu”laştırmak, ilgilerinin bu konuya fikse olmasına yol açabileceği gibi bilgiyi uygun olmayan kaynaklardan aramaya yönelmelerine sebep olabilir. Cinselliğin konuşulmasının yasaklanması, çocuğunuzda yetişkinlik döneminde cinsel işlev bozukluğu gibi travmatik sonuçlara yol açabileceği gibi, uygun olmayan ilişkiler yaşamasına zemin hazırlayabilir. Bu yüzden bu konudaki merakının giderilmesinde yarar vardır. Ancak cinsel ilişkinin sembolize edilerek açıklanması yararlıdır. Çok direk ve somut bilgiler çocuğa kabul edilmesi güç ve anlaşılmaz gelebilir. Bu dönemde sizin “yatak odasında” neler yaptığınızı merak ettiklerini ve gözlerinin üzerinizde olduğunu unutmayın!
Küçük kasları iyi gelişmiştir. Resim, el işleri, müzik vb. çeşitli etkinlikler okulda ders programına katılıp öğrencilerin yaratıcılık, üretme güdüleri ve yönleri geliştirilmelidir. Bu dönemde resim, seramik vb. kurslar çok ilgilerini çekebilir. Ayrıca evde ilgileri doğrultusunda aktiviteler için uygun ortam yaratılması, yeteneklerinin ortaya çıkmasına ve gelişmesine katkıda bulunabilir. Dikiş, enstrüman çalma, kumaş boyama, maket yapma, örgü, patchwork, tamirat, üç boyutlu puzzle yapma gibi ilgisini çeken etkinliklerde desteklenmesi ilgi alanlarını genişletebileceği gibi, ileride çok işine yarayacak temel becerileri de edinmesine yol açabilir.
Ergenlik döneminde isyan yaşatabilecek duyguların başında gelir (aslında bu duygular tüm yaşlarda kişinin kötü hissetmesine yol açar sanırım. Ne dersiniz?). Bu noktada onu uzaktan izlemek ve yardıma gereksinimi olduğunda farkedip destek vermek, anne baba olarak yapabileceğiniz en iyi şeydir bence. Destek verme şekli, sizin kişilerarası tarzınıza, çocuğunuzla ilişkinizin niteliğine, yaşanan güçlüğün özelliğine göre değişecektir kuşkusuz. Bu yüzden insan ilişkilerinde reçete vermek benim profesyonel olarak yapmayı reddetttiğim ve doğru bulmadığım bir yaklaşımdır. Her sorun, kendine özgüdür ve kendine özgü çözümü vardır. Bu noktada iletişim becerileri konusunda kendinizi gözden geçirmenizi ve eğer gerekli görürseniz yeni davranış biçimlerini repertuarınıza eklemenizi önerebilirim. En iyi destek, sevgidir. Sevginizi davranışlarınızla destekleyip sunarsanız, çocuğunuza sizden uzaklaşmadan arkadaşlarına yönelmesi için fırsat tanımış olursunuz.
Davranış problemleri bu yaşlarda, özellikle erkek çocuklarda, en yüksek düzeydedir. Fiziksel kavgalar, yaralanmalar görülebilir. Eğer çocuğunuz, seçtiği kişelerce tercih edilmeme gibi bir sorun yaşıyorsa, bu mutsuzluğunu fiziksel ya da sözel saldırganlıkla dışa vurabilir. Bu noktada onun sosyal becerilerini geliştirmesine destek olmakta yarar olabilir. Öncelikle yaşanan güçlüğün nedenini anlamaya çalışmakla işe başlamak gerekir. Onun toplumda kendini kabul ettirmek için kullanabileceği bazı nitelikler kazanmasına yardımcı olunabilir. Yeteneği olan alanı farkedip desteklemek (örneğin müzik, resim, spor gibi alanlarda kendini yetiştirme olanağı tanımak), yaşıtlarıyla birarada olabileceği ortamlar yaratmak (çeşitli ders dışı kurslar gibi), duygusal sıkıntılarını sizinle paylaşma serbestliği tanımak gibi yöntemler düşünülebilir. Eğer davranış sorunları başedebileceğinizin çok ötesindeyse, bir profesyonele danışmanızı öneririm. Bir çocuk psikoloğu ya da psikiyatristinden yardım alabilirsiniz. Bu dönem, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ya da hiperaktivite gibi sorunların tedavisi için son fırsattır. Bu tür bir şüpheniz varsa zaman geçirmeden klinik bir inceleme için harekete geçmeniz son derece önemlidir.
Ergenlik döneminde kızlar her ne kadar, bazı testlerde platoya eğilim gösterseler de, kız ve erkeklerin motor beceri yeteneği genellikle 7 yaştan 17 yaşa kadar yaşla birlikte artar. Bu gelişmeler, büyüme ve gelişme sürecinde meydana gelen endokrin sistemi ve sinir – kas sitemindeki farklılaşmanın bir sonuncudur. Ergenlik dönemindeki kızlarda görülen plato, iki faktörle açıklanabilir. Ergenlik ile östrejen düzeyinde artış ya da östrojen / testosteron arasındaki oransal artış, bedenin yağ depolamasına yol açar yağ düzeyi arttığından dolayı performans azalmaya eğilim gösterir. Bir çok kız püberte ile daha sedanter bir yaşam tarzı seçer. Bu kızlar daha az aktif olduklarından yetenekleri platoya eğilim gösterir.
Beden ölçüsü, beden yapısı ve kompozisyonu, kuvvet ve performansı etkileyen faktörlerdir. Çocukluk döneminde çeşitli motor beceri performansı ile boy-ağırlık ilişkisi genellikle düşüktür. Atlama ve koşu gibi bedenin aktarıldığı işlemler ile fırlatma gibi objenin aktarıldığı işlemeler arasında ayrım yapılmalıdır.
Beden ağırlığı, atlama ve koşu performansı ile olumsuz yönde ilişkili olmaya eğilim gösterir. Daha ağır çocuklar, bu işlemlerde daha hafif çocuklar kadar başarılı olamazlar. Ancak beden ağırlığı fırlatma performansı ile olumlu ilişkidedir. Daha ağır çocuklar daha iyi performans göstermeye eğilimlidirler.
ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ BİLİŞSEL GELİŞİM
SOYUT İŞLEMLER DÖNEMİ (11 YAŞ SONRASI)
Bu dönemin özelliği, çocuğun artık “yetişkin” gibi (soyut) düşünebilir hale gelmesidir. J.Piaget bu konuda araştırmalar yapmış ve birtakım sonuçlara ulaşmıştır:Çocuk ya da ergen, bu dönemde tümevarım ve tümdengelim yöntemleriyle düşünebilecek düzeye erişir. Bu dönemden önce, çocuğun tümevarım ve tümdengelim yöntemleriyle düşünememesinin nedenleri şunlardır;
1. Nesne ve olgular arasındaki ilişkileri kavramadaki yetersizlik;
2. Çocuğun “iç dikkat” alanımdaki darlık;
3. Çözümleme bireşim (analiz ve sentez) yapmadaki yetersizlik;
4. Daha önceki olgu ve olayları anımsamadaki yetersizlik (unutkanlık)
7-8 yaşlarına gelen çocuk, bu bakımlardan, istenen düzeyde olmasa da, bir gelişme göstermiştir.
Tümdengelim için, genellikle, erinlik yıllarının sonunu beklemek gerekir.çocuğun soyut düşünebilme yeteneğini kazanması, geniş ölçüde, zekanın gelişmesini gerektirir.J.Piaget’nin kuramı üzerinde incelemelerde bulunan Dr. Gülseren Günçe, bu konudaki düşüncelerini şöyle tamamlıyor:
1. 11 yaşından küçük çocuk, gördüğünün arkasındaki olası ilişkiyi kavrayamaz. Ergen ve yetişkin ise; görünenin gerçeğin ta kendisi olduğundan kuşkuludur; olayların derindeki nedenini armaya çalışır, görünüşe aldanmak istemez.
2. Ergen ve yetişkin, görünen olayları, aralarında zihinden birleştirme yoluyla çoğaltır. Yeni ve ilk bakışta kavranılmayan kombinezonları düşünür. Örneğin, x, y, z gibi 3 olayı, olası bulunan bütün kombinezonları ile teker, teker ele alabilir ve üstelik, bunları yok sayabilir, yani hiçbirini ele almayabilir. Somut işlemler çocuğu ise, yalnız bir ya da iki kombinezon üstünde durur. Bunları da zihinsel işlem yoluyla değil, rastlantı sonucu elde eder.
3. Ergen ve yetişkin düşüncesi, daha az saplantılı ve dolayısıyla daha esnektir. Bu yüzden, beklenmeyen olaylar karşısında düştüğü şaşkınlık daha önemsizdir. Somut işlemler çocuğuna kıyasla daha az paniğe kapılması bundandır. Aynı sonuca değişik yol ve yöntemlerle varabilmesi de, ergen ve yetişkin düşüncesinin esneklik özelliğinden ileri gelmektedir.
Somut işlemler döneminden soyut işlemler dönemine geçişin nasıl olduğu, kesin olarak bilinmemektedir. J.Piaget, bunu ergenlik çağının başlarında görülen nöro- fizyolojik yapı değişikliğine bağlamaktadır.bununla birlikte kişinin içinde toplumun toplumsal ve kültürel yapı ve özelliklerinin de bunda rol oynadığı kabul edilmektedir.
J.Piaget, uzun çalışmalardan sonra şu sonuca vardı:
“Zihinsel işlemler, bütünleşmiş yapılardan kaynaklanmaktadır.bu yapılar, gelişmenin tümüyle yöneldiği denge tiplerini belirler. Bunlar hem organik, hem psikolojik, hem de toplumsaldırlar;kökleri, organizmanın doğal biçimlerine kadar gider.”(Uğur-Şemin, 1980, s.2) Ona göre, çocuğun 11 yaşından önce basit bazı mantık işlemlerini yapamamasının nedeni, düşünce sürecinin yapısındaki özellikleridir.
Şunu da unutmamak gerekir ki, düşüncenin gelişimi bakımından çocuklar arasında fark vardır.
J.Piaget’nin “zihin gelişimi” ile ilgili bu kuramı, eğitimde gözlem ve deneye ne kadar önem verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Öğretimde “somuttan soyuta” ve daha genel olarak, eğitimde “etkinlik” ilkesinin bilimsel dayanaklarından biri budur. Buna, toplumsallaşmayı da ekleyebiliriz. Bu etkinliklere yer verilerek yapılan bir öğretimde, çocuk, hem kendi yaşantıları, zeka bakımından gelişmesine de yol açar. Çocuğun yetişkin mantığına erişmesi, eğitim arcılığıyla hem hızlandırılabilir, hem de kuvvetlendirilebilir. Görülüyor ki çocuk zihni ile yetişkin zihni arasındaki ayrım, yalnız bir nicelik ayrımı değil, aynı zamanda, bir nitelik ayrımıdır. Eğiticinin, bunu da her zaman göz önünde bulundurması gerekir. İlkokullarda bir gözlem, deney ve iş dersi olarak okutulan Hayat Bilgisi dersinin varlık nedeni de budur. Çocuğu, çocuk gerçekçiliğinden, canlıcılıktan, olguların nedenini hep insanlarda ya da doğa üstü varlıklarda aramaktan kurtarmak. Kısaca, çocuğu nesnel düşünüşe alıştırmak(Cavit Binbaşı oğlu, 1995, s.96-97)
Piaget’ye göre birey ergenlik dönemi ile birlikte yetişkin gibi düşünebilme özelliklerini kazanır, soyut düşünebilmeye başlar. Bu dönemde zihinden işlemler yapılabilir, hipotez geliştirilerek problemlere analitik çözümler bulunabilir. Satranç bu açıdan hipotetik düşünmeye ağırlık veren bir oyun olarak örnek verilebilir. Soyut işlemler dönemi ile birlikte kişi satranç oynamaya başlayabilir. Daha önceki dönemlerde satranç karmaşık ve anlaşılmaz bir oyundur. Örnek için, bu dönemdeki bir kişiye “odanın bir köşesinden öbür köşesine kaç olası yolla gidilebileceği” sorulduğunda sonsuz sayıda olduğu cevabı alınabilir. Oysa daha küçük çocuklar iki kenar ve bir orta yol olmak üç yolla gidilebileceğini söylerler.
Bu dönemin diğer bir düşünce özelliği de birleştirmeci (kombinasyonel) düşünmedir.birkaç faktörün birlikte ele alınarak sorunun çözülmesi bu dönemde edinilir. Ayrıca faktörler bu dönemde soyutlanabilir ve bilimsel sorunlara çözümler aranabilir.
Bir sarkacın salınımı neye bağlıdır diye sorulduğunda bu dönemden önceki çocuklar ipin uzunluğu, ağırlık ve uygulanan kuvvet faktörlerini birbirlerinden soyutlayamazlar ve örnek için hem kuvveti, hem ağırlığı değiştirerek çözüm bulmaya çalışırlar. Soyut işlemler dönemi ile birlikte kişi ipin uzunluğunu ve ağırlığı sabit tutup, kuvveti değiştirerek kuvvetin etkili olup olmadığını anlayabileceğini düşünmeye başlar.
Göreli (kişiye, yere, zamana göre değişen) kavramlar da bu dönemde edinir. Göreli bir kavram olan kardeş kavramını çocuk 2-3 yaşlarında iken (belki doğru) kullanmaya başlar, yani çocuğa kaç kardeşin var dendiği zaman çocuk doğru cevap vermeye başlar. Ama kardeşin ne olduğu, kardeşlerin kaçar kardeşi olduğu gibi başkalarının perspektifinden olaya bakabilme özelliği 12-13 yaşlarında edinilir. İlkokul üçüncü sınıf öğrencileri sınıftaki, evdeki kişileri kardeş sayma eğilimi gösterirler. 12 yaş civarındaki ilkokul 5. sınıf öğrencilerinin büyük bir kısmı kardeşin ne olduğunu anlayabilmiş hale gelmiştir. Benzer bir durum yön kavramları içinde geçerlidir. Bir yönden bakıldığında sağda olacağı soyut işlemler döneminde anlaşılır.
Bu dönemde de ergen ben merkezciliği denilen herkesin ona dikkat ettiği gibi bir düşünce biçimi görülür. Bu düşünce biçimi yüzünden ergen herkesin ona baktığı, onu gözlediğini düşünür ve kendini sürekli olarak sahnede hisseder. Bu ben merkezcilik, görüldüğü gibi çocuğun başkasının perspektifinden olaya bakmamasından farklıdır. Ergen başkalarının perspektifine alabilmeye başladığı için “ya onlar ne der?” diye düşünmeye başlamıştır.
Bu dönemdeki kişilere verilecek eğitimde daha çok soyut içeriğe yer verilmesi onların yeni, yeni kazanmaya başladıkları düşünce özelliklerini kullanma fırsatı verecektir. Dersler de bu olanağın sunulması yararlıdır. Ancak hatırda tutulması gereken diğer bir husus ta, derste anlatılan bir takım kavramların hala fazla soyut gelebilmesidir. Bu yüzden laboratuar deneyi gibi yöntemler (özellikle daha önceden yaşantılarının olmadığı hususlarda) eğitimde yararlıdır. Ergenlik dönemine giren kişilerin kardeş kavramını bile henüz tam olarak edinmedikleri akıldan çıkarılmamalıdır.
Eğitim bireysel farklılık gösteren öğrencilere de hitap ettiğine göre sınıfta soyut düşünme özelliğini kazanan öğrencilerin yanı sıra henüz bu özelliği edinemeyen öğrencilerin de bulunabileceği hatırda tutularak somut materyaller kullanılmalıdır. Bu dönem bireysel farklılıkların artmaya başladığı bir dönemdir. Bu yüzden gelişim kuramcıları bu dönemden itibaren yaş belirtmemeye başlarlar.(Bacanlı, 1999, s.56,57)
Soyut işlemsel düşüncenin önemli boyutlarından biri bilimsel düşünce yapısını kazanmaktır. Bilimsel düşüncenin yapısı hipotezler oluşturmak, olası çözümleri sistematik bir şekilde değerlendirmek ve zorlu bir problem karşısında doğru cevaba ulaşmaktır. Karmaşık bir düşünce yapısı gerektiren durumlarda irdeleme, tahayyül etme, hipotez oluşturma ve soyut düşünebilme becerileri geçerli olmaktadır.
11 yaşından sonra ergenin düşünce yapısında meydana gelen önemli değişikliklerden biri, kendinden küçük çocuklara göre daha soyut düşünebilmesidir. Gerçek ve somut uyaranlar ergenin düşünmesi için gerekli olan uyaranlar değildir.Ergen görsel uyaranları olmayan boyutlarda da düşünce üretebilir. Hipotezler, olasılıklar veya tamamen soyut öneriler bağlamında düşünce üretip, olası problemi mantık yoluyla çözümleyebilirler. Ergenin soyut işlemsel dönemdeki düşünce yapısı ve özelliklerini sözlü problem çözme becerisinde görmek mümkündür. Somut işlemsel beceri düzeyindeki çocuk için Ayşe’nin boyu = Cemre’nin boyu problemini çözmesi için problemin elemanlarını görmesi esastır. Oysa soyut işlemsel düşünceye ulaşmış bir ergen için benzeri bir problem sözlü olarak da çözümlenebilir.
Ergenin soyut düşünce niteliklerinden biri de düşünmek için düşünme özelliğidir. Örneğin, bir ergen şöyle yakınabilir: “Ne olduğumu, kim olduğumu niçin düşündüğüm için düşünmeye başladım” .Ergenlerde düşünceye ve düşüncelerin soyut özelliklerine eğilim ve ilgi artmıştır. Ayrıca ergenlerin düşünceleri olasılıklar ve idealizm yüklüdür. Daha küçüklerde ise düşünceler nesnel özellikler ve bilinç ile belirlenmiş bir durumdayken, ergenlerin düşünceleri kendilerinde ve başka kişilerde olmasını arzu ettikleri ideal özellikler ve spekülasyonlara yüklüdür. Bu tür düşünceler de ergenin kendisini ve başkalarını ideal özellikler ile karşılaştırmasına imkan sağlar. Genç olası durumlar ve hayallerle yüklü düşünce alemi içindedir ve ergen bu düşünceler içinde sabırsızlık ve kararsızlık gösterir.
Kişiler son çocukluk döneminden sonra akıl yürütme özellikleri itibariyle de değişme gösterirler.Ergenlik yıllarında akıl yürütmenin esaslar, hipotezler kurup, hipotezlerden sonuç çıkarma şeklinde gerçekleşmektedir. Hipotez – sonuç muhakemesi şeklinde tanımlanan bu akıl yürütme tarzı, bilimsel anlayışın temelini oluşturur. Ergenin akıl yürütme şekli soyut işlemsel düşüncenin karakteristikleri ile açıklanabilir. Gerçeklerden farklı olarak varsayım ve olasılıklarla düşünme ve sürekli kendi düşünce lerine yansıtması şeklinde bir düşünce mekanizması vardır. Bu düşünce mekanizması ergenliğin tipik özelliklerinden sorumludur. Ergen kendi dünyasına odaklaşmış, gelecekle ilgili planlarla meşgul, geleceğe yönelmiş ve ideolojik bakış açıları geliştirmekle ilgilidir.
Soyut işlemsel düşüncenin iki aşamada olduğu kabul edilmektedir. Birinci aşamada hipotez oluşturma becerisindeki artış nedeniyle sınırsız olasılıkları içeren düşünceler ağırlıklıdır. Bu aşamadaki ergenin düşüncesinde gerçekler bastırılmıştır. İdeal olan ve olası olan düşünce tarzı hakimdir. Ergenliğin ortasına doğru gencin zihinsel yapısında bir dengelenme görülür. Ergenliğin ikinci aşamasında, gençler artık düşünce ürünlerinde yaşantının kendisiyle bağdaştırma durumundadırlar.
Soyut işlemsel düşüncenin yerleşmesi konusunda Piaget (1952) başlangıçta 12-15 yaşı esas almıştır. Soyut işlemsel düşüncenin ilk yılların da olduğunu kabul etmiştir. Ancak daha sonraki yapıtlarında Piaget (1972) Soyut işlemsel düşüncenin yaklaşık 15-20 yaşları arsında yerleştiğini iddia etmiştir.
Soyut işlemsel düşüncenin gelişim özelliklerini Piaget’in özümleme ve uyum temel kavramları ile de açıklamak mümkündür.Özümleme, ergenlerin mevcut bilgilerine yenilerinin alması, yani bilgiyi içselleştirmesi şeklinde gerçekleşir. Uyum mekanizması da ergenin yeni bilgilere ulaşmasıdır. Ergenliğin başlangıcında zihinsel süreçlerin uğradığı değişikler gereği özümleme mekanizmasında bir artış mevcuttur. Bu özümleme sürecindeki yoğunlaşma ergenin dünyasında çok fazla sübjektif ve idealistik değerlendirmesine zemin hazırlar. Orta ergenlik noktasında özümleme ve uyum mekanizmalarında bir dengeleme söz konusu olur. Ergen uyum sürecini kullanarak bilişsel zenginliğini geliştirir. Bu bağlamda soyut işlemsel düşüncenin özümleme safhası ergenliğe geçişi belirlemektedir.(Aydın, 1997, 156, 157)
11 yaşından sonra başlayan ve mantıksal düşünmenin yetişkinler düzeyine eriştiği bu döneme “Formel İşlemsel Dönem” denir. Bu evrede çocuklar görüşlerini haklı gösterebilecek düşünce kurallarını ve mantık yollarını bulmaya başlarlar. Piaget, formel işlemlerin diğer insanlarla işbirliği sayesinde oluştuğunu ileri sürer. 7-8 yaşlarından itibaren sosyalleşmeye başlayan çocuk, 11-12 yaşlarında oyun kurallarının kişiler arası anlaşma sonucu meydana geldiğini anlayacak kadar bu alanda ilerlemiş durumdadır. Görüş alışverişi ve tartışma çocuğun yaşamında önemli bir yer almaya başlar. Ergenliğin başlangıcıyla birlikte sosyal yaşam içinde kişisel görüş ve tartışmaları içeren bir işbirliği gerekli olmuştur artık. Bu da çocuğun anlayışının giderek geliştiğini ve daha önce sahip olmadığı bazı alışkanlıkları kazandığını gösterir. Bunun sonucu olarak da çocuklar bazı tahmin ve varsayımlar ileri sürebilirler. Kurduklar varsayımları sınamadan geçirir, soyut düşünür, genellemeler yapar ve soyut kavramları kullanarak bir durumdan ötekine geçebilirler.
Çocuklar giderek birbirlerini daha iyi anlayabilirler, başkalarının görüş açılarına göre düşünebilirler. Bu durum olaylar olmadan sonuçlarını kestirme yeteneğini geliştirir.Bir başka deyişle, söylemeden, harekete geçmeden bir şeyi düşünüp tartma (reflection) süreci, çocuğu zihinsel bir tartışmaya yöneltir. Buna “içselleşmiş düşünce ya da konuşma” denebilir.
Böylece Piaget, formel düşünüşün işbirliği yoluyla bir sosyalleşme süreci olduğunu ileri sürer ve şöyle der: “zeka söz konu olduğunda, işbirliği nesnel olarak yürütülen bir tartışmadır. Çalışmada işbirliği, fikirlerde alışveriş, karşılıklı kontroldür.” Piaget’ye göre, mantığın gelişmesi ve kurulmasında işbirliği önemli bir dizi davranış biçiminin temelidir. Formel işlemlerin bu gelişimi, işbirliği ve tartışma olmaksızın gerçekleşemez.
Birçok açıdan düşünebilme ergene yeni bir düşünce esnekliği sağlar. Çocuğun eylem çerçevesinde sınırlı olmasına karşılık, ergen zihninde birçok seçeneği gözden geçirip inceleyebilir, kuramlar biçimlendirebilir ve düşsel dünyaları kavrayabilir. Gerçek ya da olası sosyal sistemlerin çeşitliliği konusuna ilgisinin artması sonucu, genç kendi standartlarına eleştirici bir tavır takınır, böylece kendisine ve üyesi olduğu çeşitli grupların görüşlerine tarafsız bir gözle bakmaya başlar. Toplumun gelenek ve göreneklerine, kurallarına karşı tutumu değişir. Bunların değişmez olduklarını düşünen çocuğun tersine, genç bunların yetişkinler tarafından kararlaştırıldıklarını ve değişik gruplara göre farklılıklar gösterebileceklerini kavrar. Örneğin, oyun oynarken diğerlerinin onayı olursa, oyun kurallarını değiştirebilir. İyi bir insanın bazı kötü yanlarının da bulunabileceğini kabul eder.
Çocuk ta düşüncenin formel işlemler düzeyine ulaşmış olmasının göstergesi, Piaget’ye göre, çok sayıda probleme çözüm getirebilmesidir. 12 yaş dolaylarında çocuk bazı teklifler çerçevesinde mantık yürütmeye ve tartışmaya başlar. Örneğin, çocuk: “Şunlar, şunlar olursa, (önceden görülmeyen) şu sonuç ortaya çıkar,” diyebilir.Ya da yüzen ve batan nesneleri gruplandırırken: “şu kadar metalin ağırlığına eşit olması için bu kadar odun olması gerekir,” diye bir sonuca ulaşabilir. Çocuk, deneme, yanılma yoluyla çözümü bulduğunda ya da varsayımını doğruladığında doyuma sağlar.(Yavuzer, 1999, s:282,283)
ERGENLERİN BİLİŞSEL YAPILANMALARINDA FARK VAR MIDIR?
Piaget ergenin bilişsel yapısına, soyut işlemsel düşünceye evrensel açıdan yaklaşır. Ergenlerin bilişsel yapılarındaki bireysel farklılıklar üzerine odaklaşmamıştır.Ergenlerin düşünce yapılarında bireysel farklılıkları inceleyen çalışmalar da vardır. Strahan (1983) ergenliğin ilk yıllarında bazı ergenlerin soyut işlemsel düşünce yapısında olduğunu iddia etmektedir. Bu durumun 1/3 oranında mevcut olduğunu kabul etmektedir. Bazı araştırıcılara göre, soyut işlemsel düşünce ergenin yaşının ilerlemesiyle gelişeceği düşüncesi hakimdir. Ancak bazı ergenlerin hatta erişkinlerin bile soyut işlemsel tarzda düşünce üretemedikleri değerlendirilmektedir. Üniversite öğrencileri arasında %17 ile %67’ sinin soyut işlemsel düşünce özelliğini sahip olduğu bildirilmiştir. Ayrıca soyut işlemsel düşünceyi kullanma, mevcut durumdaki konunun içeriğine göre farklılaşabilir. Örneğin, 14 yaşındaki ergenler cebir problemlerini analizle durumunda soyut işlemsel düşünceden yararlanılırken; sözel içerikli problemler, insanlar arası ilişkilerde ve akıl yürütmede aynı düşünce mekanizmasını kullanmayabilirler.
Ergenler iyi bildikleri ve deneyimli oldukları konularda soyut işlemsel düşünceden yararlanma eğilimindedirler. Çocuklar ve ergenler yaşantıları ve deneyimlerinin birikimi sonucu yoğun bilgi birikimine sahip olurlar. Oyunlar, hobiler, spor ve çeşitli ders konuları, çeşitli yaşam alanlarındaki deneyimleri üst seviyede olgunlaşmış düşünce yapısını mümkün kılar. Bazı durumlarda bilgi birikiminden başka soyut işlemsel düşünceye bağlı akıl yürütme durumu, bilgi birikimine katkı sağlar. Gerek somut ve soyut işlemsel düşüncedeki değişiklikler, gerekse yaşantı deneyimleri ve bilgi birikimi ergenin bilişsel dünyasını yapılandırır.(Aydın, 1997, s:158,159)
KAYNAKLAR :
Bacanlı, Doç. Dr. Hasan, Eğitim Psikolojisi Gelişim Ve Öğrenme, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2. Basım, 1999
Binbaşıoğlu, Cavit, Eğitim Psikolojisi, Binbaşıoğlu Yayınları, Ankara, 9. Basım, 1995
Aydın, Prf. Dr. Betül, Çocuk Ve Ergen Psikolojisi, Marmara Üniversitesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997
Yavuzer, Prf. Dr. Haluk, Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitap Evi, İstanbul, 18. Basım, 1999
Formel İşlemsel Dönem (Formal Operational Stage)
Onbir yaşından sonra başlayan ve mantıksal düşünmenin yetişkinler düzeyine eriştiği bu döneme “ Formel İşlemsel Dönem” denir. Bu devrede zihinsel gelişim somut operasyonlardan formel operasyonlara geçer. Formel operasyonlar düzeyine gelen artık yetişkin dünyasıyla tam bir iletişim içine girmeye hazırdır. Çünkü bilişsel gelişimin en son aşamasına gelmiştir. Formel operasyonlar gelişirken bireyin kişilik yapısı da gelişir ve bireyin ahlak anlayışında olduğu kadar, kendini algılayışında da temel değişiklikler yer alır. Bu evrede çocuklar görüşlerini haklı gösterebilecek düşünce kurallarını ve mantık yollarını bulmaya başlarlar.
Piaget, formel işlemlerin diğer insanlarla işbirliği sayesinde oluştuğunu ileri sürer. Ona göre formel operasyonların gelişimi oniki ile ondört yaş arasında başlar. Operasyon öncesi çocuk eliyle nesnelerin yerlerini değiştirip belirli bir sıraya koyabilir. Somut operasyonlar devresindeki çocuk düzenlemeyi semboller aracılığıyla zihinde yapabilir. 7-8 yaşlarından itibaren sosyalleşmeye başlayan çocuk, 11-12 yaşlarında oyun kurallarının kişiler arası anlaşma sonucu meydana geldiğini anlayacak kadar bu alanda ilerlemiş durumdadır. Görüş alışverişi ve tartışma çocuğun yaşamında önemli bir yer almaya başlar.
Formel operasyonlar devresinde ise çocuk semboller düzeyinden bir aşama ötesine giderek düşünce düzeyine ulaşır. Bu düzeye ulaşan bir çocuk, belirli bir sorunu çözebilmek için değişik hipotezler geliştirir ve her hipotezi birer birer dener. Çocoğun düşüncesine ve sorunlara yaklaşmasına bir düzenlilik, formel yapı, akıl yürütme süreci gelmiştir. Somut operasyonlar devresindeki çocuk var olan nesneleri gösteren sembollerle düşünürken, formel operasyonlar devresindeki çocuk olası ( muhtemel) seçenekler üzerinde düşünebilir.
Ergenliğin başlangıcıyla birlikte sosyal yaşam içinde kişisel görüş ve tartışmaları içeren bir işbirliği gerekli olmuştur artık. Bu da çocuğun anlayışının giderek geliştiğini ve daha önce sahip olmadığı bazı alışkanlıkları kazandığını gösterir. Bunun sonucu olarak da çocuklar bazı tahmin ve varsayımlar ileri sürebilirler. Kurdukları varsayımları sınamadan geçirir, soyut düşünür, genellemeler yapar ve soyut kavramları kullanarak bir durumdan ötekine geçebilirler.
Çocuklar giderek birbirlerini daha iyi anlayabilirler, başkalarının görüş açılarına göre düşünebilirler. Bu durum olaylar olmadan sonuçlarını kestirme yeteneğini geliştirir. Bir başka deyişle, söylemeden, harekete geçmeden bir şeyi düşünüp tartma (reflection) süreci, çocuğu zihinsel bir tartışmaya yöneltir.Buna “içselleşmiş düşünce ya da konuşma” denebilir.
Böylece Piaget, formel düşünüşün işbirliği yoluyla bir sosyalleşme süreci olduğunu ileri sürer ve şöyle der: “ zeka sözkonusu olduğunda, işbirliği nesnel olarak yürütülen bir tartışmadır. Çalışmada işbirliği, fikirlerde alışveriş, karşılıklı kontroldür.” Piaget’ ye göre, mantığın gelişmesi ve kurulmasında önemli işbirliği önemli bir dizi davranış biçimini temelidir. Formel işlemlerin bu gelişimi, işbirliği ve tartışma olmaksızın gerçekleşemez.
Mantıksal düşüncenin kendini gösterdiği düşünce tarzlarından biri tümden gelimdir. Tümden gelim düşünme tarzında (deductive reasonink) belirli bir genelleme, doğruluğu kabul edilen bir temel düşünce alınır ve bu düşüncenin doğurduğu olasılıklar bulunur. Bu düşünce genellikle şu tip cümle yapısıyla kendini gösterir: Eğer A doğruysa, o zaman B’nin doğru olması gerekir. Örneğin, “ Eğer Erikson’ un kuramı doğruysa , o zaman oniki yaşındakilerin düşüncelerinde formel operasyonlar gözleyebilmeliyiz.”
Küçük çocuklarda gözlenen daha fazla tümevarım (inductive reasoning ) türünden akıl yürütmedir. “ Annem köpekten korkmuyor, babam köpekten korkmuyor, öyleyse benim de köpekten korkmamam gerekir” gibi. Bu tip akıl yürütme türünde çocuk, tek tek deneyimleri aracılğıyla bir genellemeye ulaşır. Yetişkinler hem tüme varım hem de tümden gelim akıl yürütme biçimlerini kullanırlar. Bilişsel aşamasının bu devresine gelen çocuk, ondört yaşından sonra, aynı bir yetişkin gibi, her iki tür akıl yürütmeyi de kullanabilir.
Birçok açıdan düşünebilme ergene yeni bir düşünce esnekliği sağlar. Çocuğun eylem çerçevesinde sınırlı olmasına karşılık, ergen zihninde birçok seçeneği gözden geçirip inceleyebilir, kuramlar biçimlendirebilir ve düşsel dünyaları kavrayabilir. Gerçek ya da olası sosyal sistemlerin çeşitliliği konusuna ilgisini artması sonucu, genç kendi standartlarına eleştirici bir tavır takınır, böylece kendisine ve üyesi olduğu çeşitli grupların görüşlerine tarafsız bir tavırla bakmaya başlar. Toplumun gelenek ve göreneklerine, kurallarına karşı tutumu değişir. Bunların değişmez olduklarını düşünen çocuğun tersine, genç bunlara göre farklılıklar gösterebileceklerini kavrar. Örneğin, oyun oynarken diğerlerinin onayı olursa, oyun kurallarını değiştirebilir. İyi bir insanın bazı kötü yanlarının da bulunabileceğini kabul eder.
Her birey formel operasyonları tam anlamıyla geliştirmeyebilir. Bilimsel düşünmenin ve mantıksal konuşmanın son derece önem verildiği Batı uygarlığında dahi, yetişkinlerin ancak % 60’nın tüm formel operasyonları geliştirebildiği tahmin edilmektedir. Bilim ve teknolojinin toplumsal ve kültürel yaşantıların temeli olmayan diğer uygarlıklarda, bu oranın daha da düşük olduğu düşünülmektedir.
Piaget bu durumun bir etkileşim olayı olarak yorumlar, başka bir deyişle bilişsel bakımdan formel operasyonlara hazır hale gelen birey, çevreden bu yönde uyarım ve teşvik görürse gelişmesini tamamlar, toplumsal çevre bu düşünsel gelişmeyi beğenmiyorsa ve birey kendini mantıksal düşünmesinden dolayı toplumda yabancılaşmış hissediyorsa, bu tip düşünmeden uzaklaşır ( Inhelder & Piaget , 1958 ).
Yukarıdaki açıklamaya ek olarak Piaget, içinde yetiştiği kültürel ve toplumsal çevrenin çocuğun bilişsel gelişimini şu şekilde etkilediğini açıklar: Çocuk bir aşamadan diğerine, daha önceki aşamadaki düşünce tarzı yetersiz kaldığı ve çevresine uyum yapabilmek için zorlandığı için geçer. Bazı toplumlarda çocuk formel operasyonları kullanmak için zorlanmaz, doğa ve toplum çevresine uyumunu somut operasyonlar aşamasındaki düşünce tarzıyla yapabilir. Belki de bilim ve teknolojinin baskın olmadığı tarım ülkelerinde, formel operasyonların gelişmesi bu nedenle durur.
Bilimsel ve teknoljik bilginin her aşamada gerekli olduğu endüstrileşmiş ülkelerde, formel operasyonlara dayalı düşünce biçimi, bireyin eğitimini başarıyla tamamlayıp doktor, mühendis, bilgi işlem uzmanı gibi başarılı bir meslek sahibi olması için gereklidir. Böyle toplumlarda eğitimin temelini formel operasyona dayalı düşünce oluşturur.
Ahlaksal Düşüncenin Gelişmesi: Şimdiye kadar sözünü ettiğimiz algılama ve düşünsel gelişme, çocuğun nesneler ve olaylarla ilgili bilişsel gelişmesini ifade eder. Çocuk insan ilişkilerini de algılar ve bu alandaki bilişsel gelişme onun ahlaksal (moral) düşüncesinin temelini oluşturur. Kohlberg ahlaksal düşüncenin gelişmesini gösteren yedi aşamalı bir tablo oluşturmuştur. (Kohlberg & Elfenbein, 1975 ; Walker 1980) Bu tabloya göre çocuk en somut ve yüzeysel ahlak anlayışından en soyut ve derin ahlak anlayışına ulaşır.Aşamaları özetleyerek gözden geçirelim:
1.Aşama. Ceza ( punishment) ve iteat (obedience) yönelimi: Davranış bütünüyle dışardan denetlenir. Dışarıdan gelen emirler cezalar ve ödüllemeler davranışın yönünü belirler. Cezalandırılan davranış kötü, ödüllendirilen davranış iyidir.Gücü elinde tutan otoritenin ( yetişkinlerin ) her dediği doğrudur.
2. Aşama.Bireysellik(individualism), amaca yönelik değiş tokuş (instrumental exchange): Bireyin gereksinmelerini gideren her şey doğrudur. Karşısındaki ile doğru dürüst bir alış veriş ve değiş tokuş kurabilmek bir kimsenin doğru yolda olduğunu gösterir. Bireyler arasındaki anlaşma ve söz vermelere değer verilir.
3. Aşama .İyi çocuk yönelimi: Diğerlerini, özellikle kişinin aile üyeleri gibi yakını olan kimseleri memnun etmek için yapılan hareketler doğrudur. Bireyin kendisinden bekleneni yapması en doğru hareket biçimidir.
4. Aşama. Yasa ve Düzen ( law and order) Yönelimi: Çocuğun algılaması aile sınırlarını aşmış ve tüm toplumu kapsamaya yönelmiştir. Bireyin görevini yapması, yasalara boyun eğmesi, yasayı temsil eden otoriteyi dinlemesi ahlaksal davranış olarak görülür.
5. Aşama. Toplumla Sözleşme (social contracts) Yönelimi: Yasalar önemlidir, ancak bu aşamada yasalar, istenildiğinde değiştirilebilen sözleşmeler olarak görülür. Yasaların amacı toplumun büyük kesimine hizmet edebilmek olduğuna göre, sırası geldiğinde bu amacı gerçekleştiren diğer seçeneklerin düşünülmesinde de bir sakınca olmamalıdır. Sözleşme ve anlaşmalar bir kez yapıldıktan sonra her iki tarafı da bağlayıcı bir özellik taşır.
6. Aşama. Evrensel Ahlak İlkeleri (universally ethical principles) : Bu aşamada bireyin düşünüşünü temel ahlak ilkeleri belirler. Ahlak ilkeleriyle yasalar arasında çoğu kez bir çelişki olmadığı için, ahlak ilkelerine uyan birey kendiliğinden yasaya uygun davranmış olur. Ne var ki , yasa ve ahlak ilkeleri arasında bir çelişki olduğunda, bireyin ahlak ilkelerine uyması beklenir.
7. Aşama.Kutsallıktan Kaynaklanan Ahlak Anlayışı: Bu aşamada birey kendini, içinde yaşadığı toplumu, insan ırkını aşan evrensel bir düzen kurmaya çabalar ve bu kutsal düzenin bir parçası olarak her şeyle uyum içinde yaşamaya yönelir. Bu tip düşünüşün temelinde Mevlana’nın , Yaratıcı’ya duyulan sınırsız sevgi ve bağlılığın yarattığı, “ Gel ne olursan gel, evimiz gönül evidir, kapısı herkese açıktır” anlayışı yatar.
Kohlberg’e göre gelişim aşamaları evrenseldir ve her aşamada kendinden bir önceki aşama gerçekleştikten sonra kendisini gösterir. Çocuk “ diğer kimsenin” görüşünün , olaya bakışının farkına varıp, onu kendi düşüncesiyle ilişki haline getirebildiği oranda ahlaksal gelişime devam eder. Fakat, her bireyde ahlaksal gelişme aşamalarının tümünün gelişmesi beklenemez. Sosyal ve kültürel çevresine bağımlı olarak her birey kendi koşulları içinde ahlaksal gelişmesini sürdürür. Bu nedenle bireyler arasında aşama farklılıkları gözlenebilir.
“Ahlaksal düşüncenin gelişim düzeyi ile, bireyin ahlaksal davranışı arasında bir ilişki var mıdır?” sorusu psikologları sürekli ilgilendirmiştir. Bu konuda yapılan araştırmalar kesin bir sonuca ulaşamamış ve psikologlar açık seçik bir genellemeye gidememişlerdir. Varılan en belirgin sonuç şudur: Ahlaksal düşünce bireyin ahlaksal davranışını belirleyen değişkenlerden biridir. Ahlaksal davranışı, yasaklanan davranışın çekicilik derecesi, bireyin içinde bulunduğu grubun baskısı, yakalanma ihtimalinin düşük veya yüksek olması gibi başka faktörler de etkiler. Her bireye göre değişkenlerin değeri farklı olabileceğinden, bu konuda herkes için geçerli bir genelleme yapmak zordur.
DUYGUSAL GELİŞİM
Ergenliğin başlarındaki büyümenin hızlı oluşu, biyolojik-cinsel gelişmeye eşlik eden hormonel salgılar buluğda ve onu izleyen yıllardaki ergenin hem duygularında, hem de davranış ve tutumlarında belirgin farklılıklar sergilemesine neden olur.
Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Duyguların Yoğunluğunda Artış: Buluğdan başlayarak ergenin duygularının yoğunluğunda artma olur. Üzüntü, sevinç, öfke, korku gibi duygularını ifade ederken bu yoğunluk göze çarpar. Artan duygululuk ve coşku hali ergende duygularını dışa vurma ve ifade etme ihtiyacını doğurur. Olumsuz duygular el, kol hareketleri, yüz ifadesi ve bağırma gibi sözlü ve sözsüz davranışlarla dışa vurulurken, heyecan, coşku ve karşı cinse yönelik duygular şiir veya öykü yazma, hatıra defteri tutma aracılığı ile kağıda yansıtılır.
Aşık Olma: Karşı cinse yönelik ilgiler buluğ öncesinde başlar. Ergenlikte cinsel içerikli beğenme ve beğenilme arzusu bireye heyecan veren bir duygudur. Cinsler arasındaki yakınlaşma eğilimi, ergenliğin başlarında daha çok grupta bir arada olma isteği taşırken sonraları karşı cinsten belirli bireylere yönelmiş romantik duygular ortaya çıkar.
Mahcubiyet ve Çekingenlik:
Buluğ öncesinden başlayan ve buluğda da devam eden bir durumdur. Adeta vücutlarını saklamak isterler. Vücutlarında meydana gelen farklı zaman ve hızlardaki değişiklikleri saklamak ve ya kendi vücutlarını meraklı gözlerden saklama amacı taşıdığı düşünülebilir.
Aşırı Hayal Kurma: Biyolojik-cinsel gelişme, duygululuktaki artış ve zihinsel gelişme, ergenlerin akıllarından geçirdikleri yoğunluğunu ve niteliğini de değiştirir. Ergen hayal kurma yolu ile arzularını düşüncelerine yansıtır. Hayal konusu geleceğe yönelik tasarılar olabileceği gibi, gerçekleşmesini isteyebileceği herhangi bir isteği de olabilir. Hayalin içeriği genellikle karşı cinse yöneliktir. Hayal etme yaratıcı düşünceyi besleyen en önemli güçtür. Bu anlamda yararlıdır. Ancak gerçekleştirilmemiş istekler sanki olmuş gibi hayal ediliyorsa, o zaman ergenler için bir sığınma ve telafi etme aracı haline getirilmiş demektir.
Tedirgin ve Huzursuz Olma:Bu duygu ergenin karşı karşıya kaldığı stres uyarılarının etkisine göre ve uyaranları algılayış biçimine göre değişmektedir. Meydana gelen değişikliklere alışma çabalarının yanı sıra, akranları ve yetişkinlerle olan sosyal ilişkilerdeki aksamalar veya bu isteğin engellenmesi de huzursuzluk yaratabilir.
Yalnız Kalma İsteği: Buluğdaki bir kız veya erkek zaman zaman başkalarından uzaklaşmak, kendisi ile baş başa kalmak istiyor gibidir.
Çalışmaya Karşı İsteksizlik: Hızlı büyümenin olduğu bu dönemde ergenin bir miktar durgun ve atıl olduğu adeta hareket etmeye üşendiği zamanlar vardır. Çalışmaya daha az isteklidir. Vücut enerjisini adeta büyümeye harcıyor gibidir.
Çabuk Heyecanlanma: Ergen yeni durumlarla karşılaştığında, bu kendisi için alışık olmadığı bir durumsa heyecanlanıp korkabilir. Heyecan dengesi tam oluşmadığı için duygularının kontrolü zordur. Çoğu ergen heyecan verici durumlar karşısında kolayca kızabilir. Kızarma ergende korku yaratan istenmedik bir durumdur. Sadece bu korku tek başına ergeni heyecanlandırıp, kaygısını arttırabilir. Ergen bu durumda kendisinin başkaları tarafından aciz, güvensiz ve korkak gibi algılanabileceğini düşünür ve bu izlenimi bırakmaktan dolayı üzüntü duyar. Heyecanların kontrolü öğrenme ile kazanılır veya olgunlaştıkça belirli durumlar karşısında gösterilen duygusal tepkilerde dengelilik artar.
ERGENLİK DÖNEMİNDE EN SIK RASTLANILAN HEYECAN BİÇİMLERİ:
Sıklıkla karşılaşılan heyecan biçimleri :
KORKU : Objelere karşı duyulan korkular (yılan, köpek vb.).
Sosyal ilişkilerden duyulan korkular (kalabalıkta konuşma)
Ergenin kendisiyle ilgili korkuları (yoksulluk, ölüm, başarısızlık)
ENDİŞE : Daha ziyade hayali nedenlerden oluşur (ne olacağım?)
DUYGUSAL KIRIKLIKLAR : Biyolojik yetersizlikler, yetersiz alışkanlık, yetenek ve beceriler. Çevresel yetersizlikler ve tehlikeler (maddi, aile, kural, disiplin vb.) Birbirine karşıt isteklerin çatışması.
ÖFKE : Alay edilme, yalanla aldatılma, yalancılıkla suçlanma.
RUHSAL ZORLANMALAR : İnsan, faaliyetlerinde engellendiğinde bir gerilim veya bunalım yaşarlar. Her hangi bir baskı, hoş olmayan bir olay, yüklenilen ağır görevler veya üzüntü yaratan olaylar ruhsal zorlanma olarak nitelendirilebilir. Uygun eğitim öğretim ya da yaşantılar ortamı sağlanamadığında şu davranış ve bozuklukları görülebilir:
- Öğrencide sosyal geri çekilme.
- Uyumsuz davranışlar, kaçma, çalma, suça yönelme vb.
- Madde bağımlılığı (sigara, alkol, balli, tiner, uyuşturucu )
- Davranış bozuklukları (stres, depresyon, nevroz, psikoz ).
- Çatışma (aile, okul, sokak )
- Uzaklaşma.
ERGENLİKTE SOSYAL GELİŞİM
Sosyal gelişme, kişinin içinde yaşadığı toplum tarafından kabul edilebilir biçimde davranmayı öğrenme sürecidir. Çocuğun diğer insanlarla olan sosyal ilişkilerinin nasıl olacağı hayatın ilk yıllarındaki öğrenmelerine bağlıdır. İnsanlarla sıcak ilişkiler kurmaktan hoşlanan çocuklar bu davranışı öğrenme ile kazanırlar. Bu bakımdan anne-baba ve diğer yetişkinlerin sosyal davranışları çok önemlidir.
Çocuğun tek çocuk, ortanca veya büyük çocuk olup olmadığı, kardeş sayısı, cinsiyeti, ailenin büyüklüğü,ailenin katıldığı sosyal deneyimlerin kalitesi, eve misafir gelişi, misafir ağırlama biçimi, ebeveynin evdeki misafire takınması gereken tavır,ailenin sosyal, ekonomik ve kültürel seviyesi hep topluma uymasını, sosyalleşmesini etkileyen belli başlı faktörlerdir. Aralarında çok yaş farkı olan kardeşi olma, sosyalleştirmeyi güçleştirebilir. Kardeşlerin ve ev halkının hep aynı cinsiyetten olması karşı cinsle ilişki kurmayı güç hale getirebilir.
Toplumsal Uyum
Ergen, toplumda saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinim duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu gereksinmenin karşılanmasına bağlıdır. Ergenlik yılları bir anlamda, toplumsal gelişim ve uyum yılları olarak da nitelenebilir.
Toplumsal uyum zamanla kazanılır. Bu uyum ergenlik döneminde bazı deneyimlerle gelişir. Bu evrede birey kendi cinsinden oluşturduğu grup içinde faaliyetlerini düzenlemeye çalışır.
İlk sosyal uyumlarını gerçekleştirirken kendilerine deneyim fırsatı tanınan, özgür bir aile ortamında, yeterince sevgi ve güven ortamı içinde büyüyen çocukların ergenlik döneminde başarılı olmaları için gerekli ortam hazırlanmış demektir. Bu nedenle anne ve babaların önce çocuklarını tanımaları, onların ilgi ve yeteneklerini bilmeleri, onları özerk kılmak üzere fırsat hazırlamaları, nihayet onların sorularına arkadaşça kuracakları diyalog yardımıyla eğilmeleri ergenlik döneminin kolayca aşılmasına yardımcı olacak etkenlerdir.
İyi Bir Öğretmen Sınıfta Şunlara Dikkat Etmelidir
Bir öğretmen evvela sınıftaki çocuklara emniyet ve huzur hissi duyurması icap eder.
Kendi uyum problemlerini onlara aşılamaması gerekir.
Sınıftaki her çocuğa eşit muamele etmesi ve bazı çocuklara fazla ilgi göstermekten veya herhangi bir sevgisizliğini göstermekten kaçınması gerekir.
Öğretmen çocukların sınıfa hakim olmalarına müsaade etmemelidir.
Bir öğretmen sınıfını mümkün olduğu kadar ilgi çeken bir yer yapmalıdır.
Ergenlik Çağındaki Gençlerin Eğitiminde Alınabilecek Önlemler
Ergenlik çağında bulunan çocuk yada genç, kendi kişilik özelliklerine karşı çok duyarlıdır. Bu nedenle, bunlara karşı kırıcı eleştiri, alay, korkutma, başkaları yanında küçük düşürme, aleyhte kıyaslama ve hakaret gibi davranışlarda bulunmak, hiçbir zaman doğru değildir.
Ergenlik çağındaki kimseler için, çok kural yerine, az kural konmalı ve yapılan yanılgılar da çok büyütülmemelidir. En küçük bir olumsuz davranışı sanki büyük bir suç işlemiş gibi karşılamaktan çekinmelidir.
Ders dışı etkinliklere de önem verilmelidir. Ders dışı etkinlikler, çocuğun boş zamanını en yararlı bir biçimde doldurmasına ve ruhsal sağlığının da düzelmesine olanak sağlayacaktır.
Bu çağdaki gençler kendi haklarına çok duyarlıdır. Bu nedenle hakseverlik ilkesinden ayrılınmamalıdır.
Yine bu yaştaki gençler, kendi ”onur” duygularına karşı çok duyarlıdırlar. Bunun için, onları boş yere suçlamaktan özenle kaçınılmalıdır.
Bu dönemde özellikle, “aşağılık duygusu” içinde bulunana çocukların belli alanlarda başarı göstermelerini sağlamak üzere, onları, ilgi duydukları ve başarılı oldukları alanlara teşvik etmelidir.
Okuldaki sınavlarda, sınav sonuçlarına gereğinden fazla önem verilmemelidir. Özellikle, çocuk yada gençte, bir “sınav kokusu” geliştirilmemelidir.
ERGENİN AİLESİYLE İLİŞKİLERİ
Ergen için tehlikeli bir durum:Anne baba arasındaki anlaşmazlık
Çok az anne baba, ergen çocuklarında geleceğin yetişkin haklarını görebilmektedir.
Anne babanın ergen çocukları hakkındaki yargıları genellikle katı, önyargılı ve haksızdır; çünkü çocuklarını anlamazlar.
Gelecekteki terk etmeyi haber verdiği için anne babaların çocuktaki her türlü değişimi, gemlemeleri olgunlaşmada bir gecikmeye yol açar.
Ergeni sistemli kötüleme, aşağılık kompleksi, ya da düşsel karmaşaları doğurabilir.
GENÇLERLE BARIŞ İÇİNDE YAŞANABİLİR Mİ?
Gençlerle barış içinde yaşanabilir, bu zorunluluktan doğan bir çatışmanın çözümü için de gereklidir. Gençlik çatışmalarının sürüp gitmesi, gençlerle yetişkinler arasında kapatılmaz gibi görünen bir uçurumun varlığı, insanı karamsarlığa itiyor. Ancak gençleri anlamak ve onlarla dayanışma yapmak zorundayız. Her şeyden önce, gençlik çağının fırtınalı ve çetin bir dönem olduğunu göz önünde tutmakta yarar vardır.
Kuşaklar arası çatışma yalnız kaçınılmaz değil, sağlıklıdır da. Bilimde, sanatta, yazında ve toplumsal alanda bir çok devrim ve yenilik eskiyi yadsımakla başlamış ve gerçekleşmiştir. Bunu da çoğunlukla genç kuşaklar başarmıştır. Kuşkusuz gençlerin yenilik tutkusu ve ilerici görüşleriyle eski kuşakların deneyiminin birleşmesinde ancak toplum kazanır.
Gençlerle anne baba arsında ortaya çıkan ve kuşak çatışmasına yol açan durumlar:
1. Biçimsel olarak kuşak çatışması yaratan durumlar, olaylar:
Eve dönüş ve yemek saati
Çalışma, eğlenme ,gezme saati
Giyinme ve süslenme biçimi
Sözlü ve sözsüz iletişim biçimi
Müzik dinlerken yada iş yaparken gürültü çıkarmak
Arkadaş seçimi, arkadaş ilişkisi
Kız-erkek arkadaşlığı
Büyüklere karşı saygı
Ekonomik olarak (para sorunu)
2. İçerik olarak kuşak çatışması gereken durumlar, olaylar:
Özdeşleşme, özerklik, sorumluluk süreçlerinden kaynaklanan düşünceler
Hal ve görev kavramı
Gelenek, görenek, din anlayışı ve yorumu
Geçerli değer yargıları
Meslek seçimi
Başarılı ve saygın insanın tanımı
Müzik türü, dergi, günlük gazete, kitap seçimi
Dinlerken radyo, izlenen televizyon, seçilen video kasetlerinin türü ve konusuna ilişkin görüşler
Dünya görüşü, yaşam felsefesi
Toplumun, ülkenin, insanın geleceğine ilişkin görüşler
Kuşak çatışmasının olumsuz ve sağlıksız boyutlara kadar erişmesini önlemek, bir yerde sağlıklı ve iyi bir iletişim yoluyla gerçekleşir. Bu iletişimin sağlıklı olması da, öncelikle yetişkin kuşağın yerine getirmesi gereken ödevler dahilinde gerçekleşecektir;
Yetişkin kuşak önce genci bir insan olarak kabul etmeli, ona sevgi ve saygı gösterdiğinizi belirtmek gerekir.
Gençlik çağına özgü biyolojik, ruhsal ve toplumsal değişme ve gelişmeleri, bunların gencin davranışına ne biçimde yansıdığını bilip tanımak, gençlik çağının fırtınalı ve zor olduğunu göz önünde bulundurarak durumu değerlendirmek gerekir.
Gencin duygulanım değişiklikleri ve düşlemlerden kaynaklanan davranışları karşısında serin kanlı olmak ve kırıcı, sert, yıkıcı davranışlarda bulunmamak gerekir.
Genci denetlemek, engellemek yada ödün, ödül vermek için tutarlı davranmak gerekir. Bazen ödüle değer bulduğumuz bir davranışı başka bir zaman kötüleyip, eleştirip, yermekten kaçınmak gerekir.
Gencin yaşamı,giyinişi, süslenmesine ilişkin karar alırken durumu gençle tartışmak yerine onun düşünce ve önerilerine anlayış ve saygı göstermek gerekir.
Aile ve evle ilgili konularda ve sorunlarında gencin de düşünce ve önerilerini alıp onunla konuşunuz, tartışmaktan uzak bir tavır sergileyiniz.
Konuşma ve tartışmalar sırasında gencin doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verin, düşünce ve önerisini gerçekleştirmek için ona yardımcı olun.
Gençlerle yapılan konuşma ve tartışmaları onları korkutarak ve yıldırarak kesmeyin.
Gencin tutumu ve davranışlarına biçim ve yön verirken “benim gençliğimde” diye başlayan konuşma, öğüt ve davranışlarınızdan kaçınınız.
Gence bol bol öğüt vermek ve tavsiyede bulunmak yerine örnek davranışlar yapın ve örnek davranışlar bulun gösterin.Çünkü ergenler de çocuklar gibi öğüt ve tavsiyelerden hiç ders almaz bunun için model olacak davranış ve eylemlerde bulunmak sağlıklı bir yetişkin yaşamına hazırlayacaktır genci.
İki kuşak arasındaki iletişimin sağlıklı bir biçimde kurulup sürdürülmesi için gençlere de düşen görevler vardır:
Gençler bilse, yaşlılar yapabilseydi! Deyimine uygun olarak iletişim kurmaya çalışın.
Bütün amaç, beklenti ve isteklerinin hemen o anda tümüyle gerçekleşmeyeceğini bilin.
Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmaktan kaçının.
Engeller, zorluklar, sorunlar karşısında size yardımcı ve destek olacak insanların anneniz, babanız, yakınlarınız olacağını unutmayın.
Her yerde ve her zaman erişkin ve yetişkinlerden öğrenmemiz gereken bilgiler, deneyler olduğunu kabul edin.
Yetişkinlerin, ergenlerle olan eğitim farklılıklarının giderilmesi, her iki kuşağın sahip çıkacağı ortak değerlerin yaratılmasına olanak hazırlaması anne-baba ve ergen arsındaki çatışmayı azaltacak ve onları sağlıklı bir biçimde toplumla bütünleştirecektir.
AHLAK GELİŞİMİ VE AHLAKİ DAVRANIŞ
Ergenlikte işlev gören iki etmen, ahlak gelişiminde önemli değişikliklere katkıda bulunur. Bunlardan birincisi bilişsel gelişimde soyut işlemlerin başlamasıdır. İkincisi ise yeni bir kimliğin ve benlik duygusunun oluşmasıdır.
Soyut işlemlerin bilişsel evresi, bireyin geleneksel ahlak düzeyinin ötesine geçmesi için önkoşuldur. Bireyin ilkeli ahlak konumuna gelmesi, diğer bir anlatımla yasa altında eşit adalet,en iyiyi bütün insanlara sunmak, toplumsal sözleşmeler veya insan yaşamının değeri gibi kavramları ele alması için bireyin soyut kavramlarla düşünebilmesi, somut durumları ele almanın ötesine geçebilmesi ve varsayımlı problemler ortaya atabilmesi gerekir.
Soyut işlem düşüncesinin başlaması ve ergenlikteki benlik arayışı, bu gelişimi kolaylaştıran ardışık bir değişim ve çatışma dönemiyle sonuçlanır. Ergen, sadece kendi hakkında değil,fakat dünya ve insanlık hakkında yanıtlar arayıp bunları netleştirmeye çalışır. Benliğin bütünleşmesi ve bireyin (ben) kim olduğunun açıkça farkına varması söz konusudur. Bu farkına varış kimlik haline gelir. Bu ego olarak da adlandırılabilir.
MESLEK GELİŞİMİ
Kişinin kendi ilgi ve yeteneklerini gerçekçi bir gözle görmesi, bunlara uygun meslekleri tanıması ve bu doğrultuda seçimini yapması, ileride meslekteki başarılarını ve uyumunu olumlu yönde etkilemektedir.
Ana babaların, çocuklarının ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirmeleri, ulaşılabilir hedefler belirlemelerine yardımcı olmaları beklenir.
Meslek gelişimi, yaşamda ergenlik döneminin önemli bir boyutunu oluşturur. Çalışma dünyası içindeki başarı ve doyum için büyük önem taşıyan meslek araştırması, karar verme ve hazırlık yıllarını kapsar. “Meslek” yalnızca yaşamın dayanak noktası gibi değerlendirilmemekte, giderek bir gelişimsel olgu olarak kabul görmektedir.
Artık, mesleki seçimi lise yıllarının sonunda, yaşam boyunca yalnızca bir kez gerçekleşen bir olay olarak değerlendirilmemektedir. Meslek seçimi daha çok, çocukluğun sonlarından yetişkinliğin başlarına kadar uzanan, en azından on yıllık bir olgunlaşma sürecidir.
Meslekler hakkında bilgi vermenin amaçları şunlardır:
1- İlgi duyduğu ve yönelmeyi düşündüğü mesleğin, kendisince bilinmeyen yönleri hakkında ayrıntılı bilgi vermek.
2- Öğrenciye, varlığından haberdar olmadığı ya da hakkında yanlış ve eksik bilgi sahibi olduğu meslekleri tanıtmak ve böylece onun görüş alanını genişletip daha zengin bir seçenek grubu arasından uygun seçimi yapmasına yardımcı olmak.
3- Topluma yararlı ve kişinin kendini gerçekleştirmesine olanak veren her mesleğin saygıya değer olduğu görüşüne erişmesine yardımcı olmak.
Her insan belki okul öncesi yıllardan itibaren ileride ne olacağını düşünür ve geleceği hakkında bazı planlar kurar. Başlangıçta tamamen duygusal ve hayali olan meslek seçimi yaş ilerledikçe daha gerçekçi temellere dayandırılmaya başlar.
Öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini, toplumun insan gücü ihtiyacını dikkate almaksızın yaptığı seçmeler, hem kendilerini ve yakınlarını hayal kırıklığına uğratmakta hem de toplumun kalkınması bakımından ihtiyaç duyulan insan gücünün israfına yol açmaktadır.
Meslekler hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi sahibi olması bir gencin, meslek seçimi kararını şu yönlerden etkileyebilir:
1- Meslek seçimi kişinin o alanda, ileride iş bulma olasılığını etkiler.
2- Bir meslek seçimi kişinin başarı ve başarısızlıklarını belirler.
3- Bir meslek seçimi kişinin işinden hoşlanıp hoşlanmayacağını etkiler.
4- Meslek seçimi hayatın diğer yönlerini de etkiler. Nerede yaşanacağını, evliliği, değer, tutum, davranışları,hayat görüşünü, kişilik özelliklerini etkiler.
5 Meslek seçimi demokratik bir toplumun insan gücünü nasıl kullanacağını etkiler.
Ergenlik Çağındaki Gençlerin Eğitimindeki Alınacak Önlemler
1. Ergenlik çağında bulunan çocuk yada genç, kendi kişilik özelliklerine karşı çok duyarlıdır. Bu nedenle, bunlara karşı kırıcı eleştiri, alay, korkutma, başkaları yanında küçük düşürme, aleyhte kıyaslama ve hakaret gibi davranışlarda bulunmak hiçbir zaman doğru değildir.
2. Ergenlik çağındaki kimseler için, çok kural yerine, az kural ortaya konmalı ve yapılan yanılgıları da çok büyütmemelidir. En küçük bir olumsuz davranışı sanki büyük bir suç işlemiş gibi karşılamaktan çekinmelidir.
3. Eğitimcinin genç ile olan ilişkilerinde, ne aşırı bir içtenlik, ne de aşırı bir resmiyet bulunmalıdır. Bu dönemdeki kişinin, yalnızca anlayışlı bir gereksinimi vardır.
4. Ders dışı etkinliklere önem vermelidir. Ders dışı etkinlikler, çocuğun boş zamanını en yararlı bir biçimde doldurmasına ve ruhsal sağlığının da düzelmesine olanak sağlayacaktır.
5. Bu çağdaki gençler, kendi haklarına karşı çok duyarlıdırlar. Bunun için, derslerde verilen notlarda ve yarışmalarda hakseverlik ilkesinden ayrılmamalıdır.
6. Bu yaştaki gençler, kendi “onur” duygularına karşı çok duyarlıdırlar. Bunun için, onları boş yere suçlamaktan özenle kaçınılmalıdır.
7. Bu dönemde özellikle, “aşağılık duygusu” içinde bulunan çocukların belli alanlarda başarı göstermelerini sağlamak üzere, onları, ilgi duydukları ve başarılı oldukları alanlara teşvik etmelidir.
8. Okuldaki sınavlarda, sınav sonuçlarına gereğinden fazla önem verilmemelidir. Özellikle çocuk yada gençte, bir “sınav korkusu” geliştirilmemelidir.
ANNE-BABANIN DİKKAT ETMELERİ GEREKEN BAŞLICA NOKTALAR:
1. Öncelikle çocuklarını tanımalı, onları ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirmelidirler. Anne babalar, kendi tutku ve arzularına göre değerlendirme yapmamalıdırlar.
2. Çocuklarındaki güven duygusunu pekiştirmek üzere ortam hazırlamalı, yetenek ve kapasitesini aşmamalıdır.
3. En önemli besinin sevgi ve sevecenlik olduğunu unutmamalı, ancak aşırıya kaçmamalıdırlar.
4. Yaşayarak öğrenmeye ağırlık verilmelidir.
5. Çocukların kendi kendilerini yönetmelerini yaş küçüklüğü vb. nedenlerle engellememelidirler.
6. Anne ve babalar gelişimin normal yüzlerini, zorlu dönemlerini bilmeli, davranışlarını ona göre düzenlemelidirler.
7. Her çocuğun kendine özgü niteliklerle donanmış, ayrı bir birey olduğunu düşünerek, diğer çocuklarla ve kardeşleriyle kıyaslamamalıdırlar.
8. Aile ve toplumca geçerli olan bazı kurallara uyma zorunluluğu çocuğa hatırlatılmalı, uymadığı taktirde davranışları insanlar arası ilişkileri anlatacak türdeki yöntemlerle cezalandırılmalıdır. Kişiliğine değil davranışına yönelik olmalıdır.
9. Anne ve babalar özellikle disiplin konusunda görüş birliğinde olmaya, çocuğun yanında tartışmamaya çalışmalıdırlar.
10. Çocuğunuza hep çocuk gibi davranırsanız o da hep çocuk gibi kalır. Büyümenin ve gelişmenin hazzını ailece paylaşmaya çalışın.
ERGENLİKTE CİNSEL SORUNLAR
Genellikle ilk adet görme kızlarda psikolojik bir etki yaratır. Eğer bunun normal olduğu bilinirse genç kızın korku duyması, hatta paniğe kapılması önlenir. Bir çoğu genç kızlığa atmış oldukları adımdan dolayı mutlu olurlar. Ama hiçbir önlem alınmamışsa, bir hastalığa yakalanmış olmaktan korkarlar, bir bozukluk olduğuna inanılar. O aşamadan sonra bu korkuyu gidermek çok zor olur. Pek çoğu ilk keresinde utanırlar, sıkılırlar. Bazıları bu günlerde okula ya da gezmeye gitmekten kaçınırlar.
Erkeklerde ise, 11-12 yaşlarında görülen kilo artışının bu dönemin gelişimi süresince normal olduğunu kabullenmekte güçlük çekerler. Görüntülerinden rahatsızlık duyarlar ve arkadaşları tarafından alay edilmekten çekinirler.
CİNSEL EĞİTİM
Günümüz toplumlarında, uzun bir eğitim süreci, cinsel dürtü ve isteklerin yıllarca baskı ve denetim altına alınmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle aşırı toplumsal denetim ve baskı, cinsel yaşamın tabulaştırılması, çocukların ilgi ve meraklarının doyurulmaması, sorunların yansıtılmaması v.b. durumlar kişilikte olumsuzluklara ve ruhsal sorunların oluşmasına yol açmaktadır.
Eğitim sürecinin uzun olması nedeniyle cinsel dürtü ve isteklerin denetlenmesi, olumlu bir şekilde kanalize edilmesi, hem de sağlıklı ve uyumlu bir kişiliğin geliştirilmesi için cinsel eğitim zorunludur. Günümüz toplumlarında bu doğrultuda bir anlayışın geliştiği görülmektedir.
Çocuklar yaşları ilerledikçe, cinsel kimlikleri oluşmaya başladıkça, çevrelerindeki çeşitli olaylara tanık oldukça (doğum vb.) merak ve ilgileri artacak ve buna bağlı olarak da cinsellikle ilgili sorular sormaya başlayacaklardır. Çocukların en sık sordukları sorular nasıl doğdukları ya da nereden geldikleri, kızlarla erkekler arasında cinsiyet farklılıkları ve ananın babanın rolüne ilişkin sorulardır. Bu sorular çocuğun anlayabileceği bir dille ve fazla ayrıntıya girmeden yanıtlanmalıdır. Zaten çocuklar ayrıntılı bir yanıt beklemezler. Geniş kapsamlı bir açıklama hem gereksizdir hem de kafalarının karışmasına yol açar.
Örn: “Ben nasıl doğdum? Nereden geldim?” diyen bir çocuğa “Annenin karnında büyüdün, seni oradan bir doktor ve bir hemşire çıkardı” demek yeterlidir. Buna bağlı sorular sorduğu zaman gerçeklere uygun, fakat yine yalın bir açıklamayla bilgi verilmelidir. Çocukların sorularına eksik yada kaçmak yanıt vermek doğru değildir.
CİNSEL BİLGİ NE ZAMAN VERİLMELİDİR?
Normal koşullarda çocuklar iki yaşında cinsiyet farkıyla ilgili, 3-4 yaşlarında ise; kendilerinin nasıl dünyaya geldiğini, kardeşlerinin yada komşu çocuğunun nasıl dünyaya geldiğini, kardeşlerinin yada komşu çocuğunun nasıl doğduğunu merak eder ve bu yönde sorular sorar. Ama yaşlar bireysel farklılıklara göre değişebilir. Bu yüzden çocuklara soru sormak için en uygun zaman çocuğun bu soruları sormaya başladığı ve merakın uyanmaya başladığı zamandır. Önemli olan çocukların yanlış bilgiler edinmeden ona , doğru bilgileri vermektir.
Çocuklara ortalama olarak 11-14 yaşları arasında, cinsel gelişimin çok hızlı olduğu bir döneme (erinlik) girerler. Çocuklar, çeşitli sorunların ortaya çıktığı bu döneme önceden hazırlanmalıdır. Hem kız, hem erkek erinlikten kısa bir süre önce, kendilerinde oluşacak fizyolojik ve biyolojik değişmeler anlatılmalı, bu değişimlerin normal ve istenilen bir durum olduğu açıklanmalıdır. Onlarla iletişim ve diyalog kurularak yönlendirilmelidir. Yönlendirme belli buyruklar şeklinde değil, duygu ve düşüncelerinin, sorunlarının özü kavrandıktan sonra çözüm önerisi şeklinde olmalıdır. Sorunlarını kendileri çözmeye çalışmalıdır.
CİNSEL EĞİTİM NASIL VERİLMELİDİR?
Cinsel eğitim ya da cinsellik eğitimi bilgi verme, eğitim ve danışmanlık olarak üç şekilde yapılabilir.
a)Bilgi Verme
Bilgi verme, daha önce de açıklandığı gibi, çocuklara merak uyandırdığı ve cinsel içerikli sorular sormaya başladıkları zaman, cinsellikle ilgili gerçekleri anlatmaktadır. Bu amaçla üreme fizyolojisini, organların işlevlerini, kadın ve erkeğin cinsel rollerini ve aileye ilişkin beklentilerini, cinsellikle ilgili toplumsal değerleri açıklamak gerekmektedir. Ayrıca bu soruların yanıtını bulabilecekleri yerleri yada kaynakları belirtmek de bilgilendirme kapsamına girmektedir.
b) Eğitim
Cinsel eğitimde amaç, cinselliği tüm boyutlarıyla düşünebilme kapasitesini geliştirmek; bireyin uygun yada doğru tercihler yapabilmesini, edindiği bilgileri kullanabilmesini sağlamaktır. Cinsel eğitimden, kadın-erkek ilişkilerinin ayrıntılı bir şekilde tartışılması anlaşılmalıdır. Buna başlamanın yaşı ise, fiziksel olgunluğun başladığı ergenlik dönemidir. Gençle aile ve cinsel ilişkiler konuşulur. Erken yaşlarda cinsel ilişkinin psikolojik olumsuzlukları tartışılır.
c) Danışmanlık
Danışmanlık, bir uzmanın genci kişilik özelliklerini, içinde bulunduğu koşulları ve sorunlarını dikkate alarak ona yardımcı olması, varsa olumlu kararlarını desteklemelidir. Danışmanlıkta yanlış anlama ve korkuya yol açtığı çeşitli sorunların, kaygıların giderilmesine çalışılır. Amaç gencin sıkıntı çekmesini önlemektir. Cinsel eğitimin verilmesinde en etkili yöntemin, ister bilgi kazandırmada ister tutum ve davranış değiştirmede olsun, yaşıtlarla birlikte yapılan grup eğitimi olduğu görülmüştür.